Tamire götürdüğü kardeşinin ayakkabısı için bir koşu yarışına
katılabilir mi insan, hem de 3. olmayı hedefleyerek? Ya da bir çocuğun
tüm mutluluğunu alıp götürebilir mi bir çift eskimiş ayakkabı? Büyüklere
garip gelecektir muhakkak fakat minik bedenlerin koca yüreklerini fark
etmeniz için elinden gelen bu film doğruluyor bu cümleyi.

Kardeşinin ayakkabısını kaybeden Ali, baba korkusuyla seçtiği yolda
ayakkabısını kardeşiyle paylaşmak zorunda kalırken, siz de Majid Majidi’
nin sunduğu İran manzarasına ve iki minik kardeşin yaşadıklarına ortak
oluyorsunuz. Doğu sinemasının zihinlerdeki karşılığı olan “durağan fakat
sıcacık” ibaresi bu filme yakışıyor doğrusu. İran’daki sosyo-ekonomik
duruma küçük bir pencere açarken iki kardeşin dünyasından, aynı
zamanda sizce çok geride bıraktığınız minik yüreklerinizin, kardeş
sırlarınızın, anne-babadan saklanan maceralarınızın da zihninizde
canlanmasını önleyemiyorsunuz sahneler birbirini takip ettikçe. Sonunda
birinci olduğunuz yarışın ardından nasıl sevinemezsiniz, onu
anlıyorsunuz, içiniz burkularak da olsa. Keyifli bir haftasonu için
ideal olmasa da, sinemasever olduğunu iddia eden bünyelerin raflarında
yer alması gereken bir film geride kalıyor 89 dakikanın ardından. İyi
seyirler dilerim.