20 Ağustos 2009 Perşembe

Ezginin Günlüğü..Bu Toprakların Kutsal Hazinesi..

Belki yüzbin dolarlar,milyon dolarlar kazanmayan,ancak milyonlarca yüreğin en sağlam dalına konan,bir kere dinlenip bir daha bırakılamayan,her bestesi yüreğimizi titretirken yurdum şairlerini şarkılarında yaşatan "kutsal" hazinemiz..Para konusunda büyük rakamlar telafuz edilmese de onlar bu konuda yine her zamanki sevgiyle yaklaşımlarını korumaktadırlar,Hüsnü Arkan'a kulak verelim;"eğer bizi dinliyorsa bizi seviyorlar demektir. paraları olsa niye gidip bizim kasetimizi ya da cd mizi almasınlar. demek ki paraları yok"..
Evet,o şahane bestelere eşlik eden dizeler çoğu kez bir şairimizin mirasıdır bize.."dargın mıyız" derken kaç kişi bilir ki bu şiiri Can Baba (Can Yücel) dargın olduğu babasına seslenmektedir aslında..

"bu sabah uyanırken tam
karşıma çıktın
bu sabah uyanırken tam
kara karaydı gözlerinin akları
kara karaydı gözlerin..

dargın mıyız, dargın mıyız, dargın mıyız yoksa, dargın mıyız?
bu sabah uyanırken tam

sana üryani eriği hoşafı yaptım
yanına domatesli pilav,yemedin

durdun öyle karşımda mahzun
bana çok uzaklardan baktın

her bahar erguvanlar içinde yaşardık
bu bahar erguvan görmedim desem yeri.."

Sevmeyi,aşık olmayı anlatırken öyle güzel özetlemişlerdi ki tüm hadiseyi..

"
sevmesen ölürdün sevdin onu öldün
sevmesen ölürdün, ama sevdin gene öldün
"..

Sanat için kendilerinden ödün vermeden ilerlerken halktan kopuk bir sanatın da sanat olmayacağının ispatı olmaları da bu kadar seveni,hatta bağımlısı olmasının asıl nedeni olsa gerek..Onca seven ki,bir dinleyen bir daha kopamayacak sevenidir..Naim Dilmener çok da yerinde bir tespit yapmıştır Ezginin Günlüğü için ; "ezginin günlüğü, müziğin ne olduğu ve nasıl yapılması konusunda tam bir örnek oluşturuyor. dinleyenin, "bu şarkıları iyi ki dinledim" diyeceği, "bu şarkıları dinlemeden önceki 'ben' değilim artık" diye düşüneceği şarkılar bunlar. çok fazla böyle grup yok biliyorsunuz. insanın içini ısıtan, bazen burkan - acıtan ama ne olursa olsun, bir yerlerde bir kapının nasıl olsa açılacağı duygusunu hep beraberinizde gezdirmenizi sağlayan bir grup.".

Kimi zaman şairlerden beslense de her biri kendi şiirlerini de yazan elemanlara sahiptir..Hemen grubun çoğu yerde belkemiği olarak nitelendirilen Nadir Göktürk'ün kaleminden dökülen sözcüklere bakalım ;

"cebim delik kalbim yenik,
keyfim yok kepenkler inik,
gülmeyi öğren dedi babam,
kolunda altın bilezik.
sevgilim bıraktı gitti,
aklım zaten tümden kaçık,
istanbul'un göbeğinde ağlıyorum halka açık..."

bir de Hüsnü Arkan'dan "Yastıklı Şarkı" var tabi..

"gün döküldü yastığa
gölge bitti, viran oldu düşler yine
bir kapı bir pencere bir gökyüzü
damdan düşmüş evin içine

vay vay sevdin onu
vay vay sevdin onu
sevmesen ölürdün, sevdin onu öldün
sevmesen ölürdün ama sevdin, gene öldün

ayışığı gel dedi
gel peşimden inat olsun ele güne
düştüm onun peşine
rüzgar oldum sürdüm düşlerimi göğe
vay vay sevdin onu
vay vay sevdin onu

sevmesen ölürdün, sevdin onu öldün
sevmesen ölürdün ama sevdin, gene öldün"

Can Baba'dan sonra Nazım tutkularından bahsetmemek de olmaz..Daha önce bahsettiğim Hiroshima ile ilgili şiirni muhteşem bir beste ile sunmuşlardı..

"balık tuttuk yiyen ölür.
elimize değen ölür.
bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.

balık tuttuk yiyen ölür,
birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
balık tuttuk yiyen ölür.

elimize değen ölür.
tuzla, güneşle yıkanan
bu vefalı, bu çalışkan
elimize değen ölür.
birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
elimize değen ölür...

badem gözlüm, beni unut.
bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
üstümüzden geçti bulut.

badem gözlüm beni unut.
boynuma sarılma, gülüm,

benden sana geçer ölüm.
badem gözlüm beni unut.

bu gemi bir kara tabut.
badem gözlüm beni unut.
çürük yumurtadan çürük,
benden yapacağın çocuk.
bu gemi bir kara tabut.
bu deniz bir ölü deniz.
insanlar ey, nerdesiniz?
nerdesiniz?
"..

Ve "seni düşünmek güzel şey"..

"seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey

dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey

seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum
.."

Aşkı,sevmeyi,sevilmeyi el üstünde tutan,şairleri hatırlatan,dizelerini yaşatan,hissettiren bir grup..Çeyrek asrı geçtiğimiz yıllarda deviren,25.yıla atfen çıkardıkları "Çeyrek" albümünde yıllarca insanları bağımlı kılan şarkılarını Sezen Aksu,Bülent Ortaçgil,Bulutsuzluk Özlemi,Candan Erçetin,Levent Yüksel,Yaşar,Haluk Levent,Yavuz Bingöl,Gürol Ağırbaş,Feridun Düzağaç,Grup Gündoğarken,Sabahat Akkiraz,Fuat Saka gibi türlü değişik türden ve nesilden pek çok efsane ismin yorumladığı bu çınarı henüz tanımayan kimse kaldıysa tez zamanda tanımasını ve bizler gibi bağımlısı olmasını dilerim..Sunay Akın'ın Çeyrek albümünde seslendirdiği yazısıyla son noktamızı koyalım..

Ezginin Günlüğü, komşunun çocuğundan ödünç istediğimiz Orta Atlas’ı anımsatır bana… Coğrafya ödevimize yardımcı olan o kitabın sayfalarındaki haritalarda, aradığımız, dağı, dereyi ya da denizi bulmamız için bize rehber olan komşu sevgisidir, dostluktur… Elimizde pusula olmasa da, avucumuzda henüz soğumamış olan insan sıcağıdır yol gösteren, dağları deviren, denizleri aşan…

Sanat eserleri şairi besler, büyütür… Bir resim, bir heykel ya da bir şarkı… Ezginin Günlüğü’nün dinlediğim her eseri yelkenlerime rüzgar oldu, gecenin karanlığında deniz feneri gibi yolumu aydınlattı… Şiirin kapı komşusu olan müziğin güler yüzlü komşusudur, Ezginin Günlüğü… Sokağımızı dolduran, genişleten şarkılar onun açık penceresinden taşmıştır… Beyaz perdeleri bir duvak gibi salınır rüzgarda… Eşiğinde de hep çamura, toza, toprağa bulaşmış, evi kirletmesin diye içeri alınmayan bir çocuk ayakkabısı vardır…

Ezginin Günlüğü’nün kapağı ne renktir, bilemem... Çünkü bu günlük hiç kapanmamıştır, sürekli açıktır sayfaları… Şunu söyleyebilirim yalnızca; Sayfalarından biri Asya, öteki Avrupa kıtasıdır… Tam ortasından da bir deniz akar, gider… Ezginin Günlüğü İstanbul, İstanbul Ezginin Günlüğüdür… Bu yüzden, sayfaları çevirirken bir bakarsınız ki, yosun kokmaktadır parmaklarınız…

Neler dökülmez ki Ezginin Günlüğü’nden hayatımıza; kurutulmuş boynu bükük bir papatya, vapur dumanı, sevdiğimiz bir şairin fotoğrafı, tırnağımızla düzelttiğimiz yıldızlı çikolata kağıdı, o gün doğacak bir kız çocuğuna önerilen adı sevdiğimiz için salkıdığımız bir saatli maarif takvimi yaprağı… Yani hisse senetlerine karşı, hissi senetler…
Dize gelmeyen şairlerin dizeleri dalga olur, alır götürür bizi güzel kıyılara… Ezginin Günlüğü’nü dinledikçe uçan halılara, define adasına, Alaattin’in sihirli lambasına, deniz kızlarına daha çok inanıyorum… daha bir seviyorum Pal Sokağı’nın çocukları’nı, Don Kişot’u Şarlo’yu… Teşekkür ederim Ezginin Günlüğü… Birbirinden güzel şarkıların için sana teşekkür ederim… Sen olmasaydın hayatımızda pek çok şey eksik kalacaktı!”..
KUTAY

17 Ağustos 2009 Pazartesi

17 Ağustos 1999...

Epeydir düşünüyorum..Böyle bir başlıkla yazı yazmam doğru olur mu diye..Ben o depremi yaşamadım..Yakınlarımdan yaşayan da olmadı..1 önceki sene bizi sallayan deprem var hayatımda..Bir de..okuduğum hikayeler,izlediğim sahneler,saatlerdir baktığım resimler var 17 Ağustos'la ilgili..Gözlerimi yaşlar içinde bırakan kareler ve öyküler..Yüreğimde biriken çok sahne,çok öykü olsa da hiçbirini yazamayacağım..Hayat denen şeyi anlamsız kağıt parçaları nedeniyle çirkinleştirenlere lanet olsun..Yakınını kaybeden herkese sabır dilemek o denli utanç veriyor ki..değer verilmedi 17bin insana..resmi kayıtlara göre tabi..10 sene geçti ve halen değer verilmiyor..Ne denirse densin boş..Acılar bile adam edemiyor bizi..Ne yazık ki..
En büyük acıılar bile çeki-düzen vermemizi sağlamıyor kendimize..Tek yapabildiğimiz nefret etmek..Kendimize bir taraf belirleyip nefret etmek "öteki" dediğimizden..Yuvarlak laflar,dilenen sabırlar,rahmetler yapabildiğimiz..ve unutmak..hemen unutmak..Daha geçen gün yaşanmadı mı afetzedelerin konutlarından çıkartılması,daha birkaç gün önce çöpe atılmadı mı polis tarafından bir depremzede..Kayıtsız kalmadık mı bir sonraki habere geçildiğinde.."Afet değil bilinçsizlik,tedbirsizlik öldürür" sloganını beğenmedik mi duyduğumuzda?"Doğru" demedik mi içimizden?
Sizi bilmem ama bundan sonra ufak da olsa değişen birşeyler olacak hayatımda..

Bu 17 ağustosta da yakınlarını kaybeden,bu afeti yaşayan ,insan olmanın değerini hissedemeyen herkesten özür diliyorum..

16 Ağustos 2009 Pazar

CHARLIE CHAPLIN..THE GOLD RUSH / ALTINA HÜCUM..ŞARLO..



17 Ağustos tarihini,yurdumun Marmara sularına yerleşen topraklarında yaşayanlar için acılarla dolu olan bu tarihi yazmayı kafaya koyup ortalığı alt-üst ederken sanal alemde,"tarihte bugün" başlıklı sayfada şu cümle ilgimi çekti.."16/08/1925 - Charlie Chaplin'in Altına Hücum adlı filmi gösterime girdi."..Bu filmi,bu ismi bu kadar önemli kılan neydi ki,tarihte bugün yaaşanmış onca doğum,ölüm,savaş,barış vs. arasında kendine yer edinebilmişti..Arşivde de ne zamandır yazılmayı bekleyen bir hazine olduğundan hemen elimi attım,filmi koydum masama ve başladım bu satırları yazmaya..
"The Gold Rush - Altına Hücum" filminin pek çok "tarihin en iyi bilmemkaç filmi" listelesinde kendine yukarılarda yer almasının ve tarihte bugün yapraklarına not düşülmesinin belki de en önemli nedeni filmin oyuncusu,yönetmeni,yazarı,yapımcısı ve bestecisi olan Charlie Chaplin'in bir konuşmasında "bu film ile hatırlanmak istiyorum" sözleridir.Böyle büyük bir ustanın,dehanın hatırlanmak istediği tek film şüphesiz her sinemaseverin görmesini elzem kılan nedendir.Film altın bulunması nedeniyle dünyanın her kesiminden açgözlülerin altın diyarına "hücumu"nu,Amerikan rüyası denen şeyin başlangıcını Chaplin'in kendine has üslubu ve sinema tekniğiyle anlattığı bir film.Pek çok sahnesi de sinema tarihinin en iyi sahneleri arasında gösterilen filmin belki de en garibinize gidecek tarafını duymaya hazır olun..Bu filmdeki bazı sahnelerin komünizm propagandası yaptığı gerekçesi,Chaplin'in hayatındaki çalkantılarla birleşerek ABD'ye girişinin yasaklanmasına neden olmuştur!

Evet,bizim hep muzip sahnelerle,şaklabanlık gibi nitelendirilen taklidi zor oyunculuğuyla benzersiz olan,zaten rivayete göre en iyi Charlie Chaplin benzerleri yarışmasına sessiz sedasız katılıp ancak 3. olabilen (kimi yerlerde finale dahi kalamadığı anlatılır) bu deha,hayatında özellikle küçük yaşta kızlara olan düşkünlüğü nedeniyle zorluklar yaşamıştır.Esasında bu düşkünlüğü hayatında yer alan pek çok "onaylanmayan" davranışlardan sadece bir sayfadır.

Sinemaya hicvi kazandıran,milyon dolar kazanan ilk oyuncu olan Chaplin "hayat yakın metrajda trajedidir,ancak metrajı genişlettiğinizde hayat bir komedidir" sözünü söylerken kendi hayatındaki absürdlüklerden yola çıkmış olabilir miydi?Bu konuya peşinen cevap vermeden önce gelin,hayatındaki garip tesadüflere göz atalım..

"The Great Dictator" filminde kendine has komik tipini Hitler'e benzeterek belki de sinema tarihinin en ince "ayar"ını veren,yerden yere vuran,dibe batıran Chaplin'in Hitler'le aynı yıl doğması belki de tanrının adaletidir.Bir kapı kapanırken bir kapı açılır derler ya..

Ayrıca sıkı komünist olduğu rivayet edilir.Hatta denir ki Lenin'in tanışmak istediği tek insandır.ABD'de komünist paranoyasının hakim olduğu yıllar boyunca takip edilir,1900 sayfalık dosyası en ufak bir yanlışında onu ipe kadar götürecektir.Ancak o,bu durumu tek cümleyle özetler : "Bana komünist dediler,oysa sadece hümanistim."Hümanisttir,insanı sever,gururunu kırmamaya özen gösterir "insan" olanların.Amerika ekonomik krizlerden geçerken arabasına binmek üzereyken kendini gören yoksulların imza istemesini içerler,"keşke para isteselerdi" der ,onlar istemeden asla veremez gururlarını incitmemek için.

Bir davette tanıştırıldığında elini sıkmadığı askerin komutanı olan Hitler'den sadece 4 gün önce, dünya,yaşayacağı karanlıkları O'nun sayesinde unutabilsin diye gönderilen bedeni bir noel sabahı hayata gözlerini yumduğunda 2 oscar onur ödülünün yanı sıra sinemaya mizah,eleştiri,dik duruş,karakter kazandırmıştır..

Sabaha karşı görülen bir haberden nerelere geldik değil mi..Şarlo'dan bize miras kalan dik duruşumuzu kaybetmememiz dileğiyle..

KUTAY

13 Ağustos 2009 Perşembe

"ölmek toplu suçumuzdur topumuzun cezası ölüm"..


12 Ağustos 2009..Köy enstitülerinin temelini atan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in çevirmen ve şair oğlu,şiirin sivri dilli efendisi Can Yücel'in,öldüğünde en çok bir daha küfür edemeyeceğine üzüldüğünü okuduğum Can babanın 10.ölüm yıldönümüydü..Çevirmen yönü pek çoğu tarafından bilinmese de,Hamlet çevirisinde ünlü " olmak ya da olmamak,işte bütün mesele bu" sözünü kullanmayıp "bir ihtimal daha var,o da ölmek mi dersin" cümlesini koyarak gönülleri mest eden bir çevirmendir..
Hakkında uzun uzadıya bir yazı yazmak ne yaşıma,ne haddime yaraşır..sadece onu baştacı etmenin kültür seviyesinin düşüklüğünden kaynaklandığını söyleyen veya kullandığı argonun terbiye sınırını aştığını iddia edenlere cevap vermektir amacım..Küfür ettiği için eleştirilen birinin şu anısı yeterli sanırım ; Can Baba devlet erkanına "g.t" dediği iddiasıyla hakim karşısına çıkar,hakim "evladım neden g.t dedin" deyince cevabı verir "hakim bey g.te g.tten başka ne denir"..

Başka bir düzene olan özleminin,ya da başka türlü olamamasına öfkesiydi belki sözleri,başka türlü birşeyden kastettiği..

"başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka.."

Net ve tek duruşunu "ilkin elifbaydı,sonra alfabe oldu.derken abece.şimdi abd!" şeklinde özetlerken Nazım'a dil uzatan faşistlere milyonların izlediği tv programında ağızlarının payını yerine cuk oturan bir küfürle veren (burda yazamam çok fena :) ),neredeyse her soruya lafı gediğine koyan cevaplarıyla bizi bizden alan şiirin efendisi,kadehlerin sevdalısı can babamız..Sevdiği kadar sevilen insan..

"yerin seni çektigi kadar agirsin
kanatlarin çirpindigi kadar hafif..

kalbinin attigi kadar canlisin
gözlerinin uzagi gördügü kadar genç...

sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..

ne renk olursa olsun kasin gözün
karsindakinin gördügüdür rengin..

yasadiklarini kar sayma:
yasadigin kadar yakinsin sonuna; ne kadar yasarsan yasa,
sevdigin kadardir ömrün..

gülebildigin kadar mutlusun
üzülme bil ki agladigin kadar güleceksin

sakin bitti sanma her seyi,
sevdigin kadar sevileceksin.

günesin dogusundadir doganin sana verdigi deger
ve karsindakine deger verdigin kadar insansin

bir gün yalan söyleyeceksen eger
birak karsindaki sana güvendigi kadar inansin.

ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin

unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin
günesin seni isittigi kadar sicak.

kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin
ve güçlü hissettigin kadar güçlü.

kendini güzel hissettigin kadar güzelsin..
iste budur hayat!

bunu hatirladigin kadar yasarsin
bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar üsürsün
ve karsindakini unuttugun kadar çabuk unutulursun

çiçek sulandigi kadar güzeldir
kuslar ötebildigi kadar sevimli

bebek agladigi kadar bebektir
ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ögren,

sevdigin
kadar
sevilirsin.."


O,onu anlamayanlara inat döşerken dizeleri,çok açık da belirtmiştir en uzak mesafeyi..

"en uzak mesafe ne afrika'dir
ne çin,
ne hindistan,
ne seyyareler,
ne yildizlar geceleri isildayan...
en uzak mesafe iki kafa arasindaki mesafedir birbirini
anlamayan."

10.yılında anılırken sessiz sedasız,şiirleriyle,sert dili,ince mizahı,keskin hicivleriyle,o da gökyüzünde iki tek atmıştır yeryüzüne bakıp iç çeke çeke..10. yılında da çok yaşa Can baba,iyi ki vardın,iyi ki varsın..dizelerinle hala aramızdasın..


"kovalamayın beni yatağa
hiç uykum yok
daha lafınıza karışacağım
ortalığı dağıtacağım
televizyonu kapatacağım
ayçiçeği resmi yapacağım daha
başparmağıma şiir okuyacağım
islık çalacağım
daha çok işim var
gecenizi karartacağım
kütahya vazonuzu kıracağım
vakitsiz yatırmayın beni
daha çok erken"..


KUTAY

11 Ağustos 2009 Salı

Eskidendi,çok eskiden..

"İskenderun'da Savaş Mahallesinin bayan muhtarı M.K. sokak ortasında iki gencin saldırısına uğradı."..2 gün önce bu yazıyı okuduğumda -ne yazık ki- bayanlara yönelik şiddete dair bir yazı yazma isteği ve ihtiyacı hissettim.Ancak haberin devamını okuduğumda karşılaştığım durum,haberin ana konusundan çok daha can sıkıcıydı,ve kadına şiddet konusunu ertelememe neden oldu.."Muhtar M.K. ,işyerinden evine dönerken saldırıya uğradığı sırada etraftaki vatandaşların duyarsızlığından da yakınan Kireççi, bayan olmasına rağmen darp edildiği sırada esnaf ve vatandaşların olaya müdahale etmemelerine anlam veremediğini,buna üzüldüğünü belirtti."..Tamam,bir oy farkla seçilen birisi,belki o anda çevrede bulunanların oy vermediği adaydı,seçildi..Her ne olursa olsun,sokak ortasında fiziki saldırıya uğrayan bir bayana -veya bir baya- yardım etmemek,olaya seyirci kalmak hangi insan vicdanına sığar?Biz ki hoşgörüsüyle,yardımseverliğiyle övünen bir toplum,nasıl oldu da böylesine aciz,böylesine "korkak",böylesine seyirci bir millet haline geldik?Evet,ne yazık ki öyle bir hale geldik ki,sokak ortasında saldırıya uğrayan,gasp edilen insanlara dahi yardım etmeye cesaret edemeyen kişiler çoğunlukta bu ülkede..
İnsanımız arasında giderek yayılan "umursamazlık" ve "cesaretsizlik" öyle bir noktaya ulaştı ki,ucu bize dokunmayan hiçbir olaya ilişmiyoruz..Bir gazetede,televizyonda veya internette şiddet haberi görmeden geçen tek bir günümüz yok.Kendine dahi saygısı olmayan,daha doğrusu kendinden başkasına saygısı olmayan varlıklar topluma egemen hale geldi.Tabi bu olayın da pek çok yönü vardır,giderek kötüleşen ekonomik şartlar,yetersiz yasal yaptırımlar,ülkeyi yöneten (!) ve yönetmeye talip olan (!) kişiler arasındaki tahammülsüzlüğe imam-cemaat ilişkisinde olduğu gibi uyan milyonlar vs...
"Misafirperver" iken turiste tecavüz edip öldüren,"hoşgörü ve insanı seven" bir dinin en güzel yaşandığı ülke iken saçma bahanelerle sağa sola saldıran,neredeyse her bireyi potansiyel suçlu kıvamına gelen bir ülke olduk..Ne zaman böyle olduk..neden böyle değiştik..düşününce türlü bahaneler geliyor tabi ki..Ancak temel nokta,kendimizi çok sevdik..Kendimizden başkasını sevemedik..insan olarak,kardeş olarak göremedik pek çoğunu..ya bizden dedik,ya öteki..
Ne olduk,nasıl olduk orası çok tartışılır ama..çok değiştik..O hep bahsedilen gece kapıların açık uyunduğu günler mi?"eskidendi,eskidendi..çoook eskiden.."..

KUTAY

6 Ağustos 2009 Perşembe

insanlığın yüreğine kazınan onursuzluk..



06.08.1945...64 yıl oldu..tam 64 yıl önce bugün..sabah işlerine giden insanlar..okullarına giden çocuklar..kocalarını uğurlayan eşler.."little boy" (küçük çocuk) gibi masum bir ismin belki de insanlık tarihinin en onursuz davranışına neden olan bombaya verilmesi..ne tuhaf ironi değil mi..amerika'nın her neden olduğu yıkıma masum bir neden gösterme çabasını işaret eder gibi sanki..
tam 64 yıl önce bugün dostlar..3 amerikan uçağına benzin kısıntısı ve gelen uçak sayısının azlığı nedeniyle savunma yap(a)mayan japonlar..uçaktan gelen küçük çocuk..kucaklayıp ölüme taşıdığı 200 binden fazla kişi..ilk sarılmasında yeryüzüne,70 bin canı aldı götürdü..melih cevdet anday'la analım..

" büyükbabam,babam,ben
küçük oğlan,kız,damat...
gelişimiz teker tekerdi

gidişimiz cümbür cemaat."

Pearl Harbor'da vurulan askerlerine karşılık Japon sivillerin-
den aldığı intikamdı A.B.D. denen canavarın..İlk anda 70 bin kişiyi hayattan koparan,tüm su kaynaklarını yok eden,dalga dalga yayılan felaket..
Şimdi şimdi anlaşıldığı üzere neredeyse her şehri darmadağın edilen,teslim olmaya hazırlanan Japonya için
son bir darbe vurmak isteyen ABD'nin insanlığın yüreğine
çizdiği lekenin yıldönümü..64 yıldır ölümü unutamayan bir şehir..Her duyduğumuzda boğazımızın düğümlendiği şehir..
Silinip giden 200 binden fazla hayat..Yarım kalan,yalın kalan ömürler..
Zaman ve mekan değişse de,başrolü hep aynı olan canavar karşısında susmamak,unutmamak,unutturmamak tüm dileğim..Nasıl ki sizden kilometrelerce uzakta bir yerlerde hayatlar söndürüldüyse,söndürülüyorsa,yarın bir başka şehirden kilometrelerce uzakta sizin,bizim hayatlarımız olabilir söndürülen..Onursuz,omurgasız hayatlar tarafından..
Tam 64 yıl önce bugün..
" sanki bir milyon insan bir anda haykirdi ve aniden sustu , hic olmamislar gibi "...Nazım'la analım ve unutmayalım..bir kez daha özür dileme ihtiyacı hissederek..

"kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

hiroşima
'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler."


KUTAY

2 Ağustos 2009 Pazar

ADANAMA GÜZELLEME....




Yeryüzünün cehennem sıcağı nedir birebir yaşayan toprakları..Toprağından buram buram isyan fışkıran,Allahına kadar sevip Allahına kadar kızan memleketim...Toprakları bereketlim..Yalnız toprağı değil,insanı da yanan,kavrulan şehir..İsyanın sevgiyle buluştuğu diyar..Hem söven,hem seven,bu kadar derde,bu kadar sıcağa inat insanı sevmekten vazgeçmeyen cehennem yürek..Bambaşka bu toprak,bunca yürek..
Buram buram isyan kokar havan..Sıcaktır toprağın gibi yüreklerin de..Başını kessen dönmez haklılığından,adaletinden,haksızı korumaktan bu toprağın insanı..Nerde ezilen görse gırtlağına çöker karşısındakinin..Canını verir ama vicdanını bırakmaz..İnsaftan yoğurulmuş yüreği haksızlık nedir sevmez..
Mavidir,laciverttir sevdiği.En azından bir kere sövmeliyik 5 ocağın betonlarında,olmadı sokaklarında..Takımı hangi ligdeyse süper lig orasıdır nasılsa,gereği yoktur devşirme sevgilere gönül tribününde..Vazgeçmez "şimşek"inden kebaptan vazgeçemeyeği gibi..Kebap dedik ya..cennet meyvesi olsa gerek cehennem toprakların..Cehennem topraklar buralar gözüm..Biz peşin peşin çekeriz cezamızı,öte dünya direk cennet bize..
Rahatız,keyifliyiz..nerde yeşil orda mangal felsefemiz..Dünya borcumuz olsa gülmeli,güldürmeliyiz bi kere..Allahın adamı da sevemezse kim sevecek ya bu dünyayı..Canımızı dahil herşeyimizi vermeliyiz aşklara,dostluklara..Kendimizi adarız dost derdine,onla seviniriz onun sevincine..Dostuz,kardeşiz birbirimize..Allahına kadar..
Bizik..Adanalıyık..Allahın adamı,vicdanın ete kemiğe büründüğü yüreklerik..Biz başkayık be ciğerim..Başka kalak,kimseye benzemeyek emi...

KUTAY