12 Mart 2011 Cumartesi

"Saf Şeytan", Düzene Karşı.. Ondskan / Şeytana Karşı...

Sympathy for Lady Vengeance ile kapanmıştı blog, malum mahkeme kararı nedeniyle, yasağı aşmayı da bir intikam filmiyle yapmak istedim, ki Ondskan' ı izlemek de çok güzel bir zamanlama oldu bu açıdan. Nice intikam filmi aksiyon öğelerini bol tutup işin ticari yanına önem verirken kimi örnekler ise dram ile intikam sürecini başarıyla harmanlar ve akılda kalır. Ondskan da nispeten yavaş temposuna rağmen ikinci gruba dahil olmayı başarmış bir İsveç filmi işte.
Masada açıyoruz Erik'in yaşamına açılan penceremizi. Annesi ve daha sonradan üvey olduğunu öğrendiğimiz babasıyla masadalar ve lokmarıyla meşguller. Ağır bir sessizliğin hakim olduğu masada "kuzey filminin boğuk atmosferi"  diye düşünmenize fırsat vermeden ailenin kopukluğunu size aktarma yoluna koyuluyor film vakit kaybetmeden. Yemekten sonra konuşma (!) yapma çağrısı geliyor babadan ve Erik bir odaya girerken annesi piyano başına geçiyor, kırbaçlama benzeri terbiye seansını duymamak için. Biz de bir kavgaya şahit oluğ Erik'le müdürün odasına yollanıyoruz, malum haberi almak üzere. Erik bölgedeki okullara bile kaydolamamak üzere atıldığını öğrenince annesi tez elden kararı verip uygulamaya koyarak Erik' i yatılı bir okula göndermeye karar veriyor. Uzaklara, aristokrasinin ve burjuvazinin yeni üyelerinin yetiştirildiği bir okula hem de.

Filmin bu anından itibaren Erik' in esasında "saf bir şeytan"dan çok daha fazlasına sahip olduğunu hissetmemiz geç olmuyor. Zira yatılı okul ziyadesiyle "gelenekçi" ve tahmin edersiniz ki bu "gelenek"ler tamamen devrecilik esasına dayalı. Üst devre alt devreyi her daim ezme lüksüne sahip, her ne olursa olsun. Alt devreler ise olabildiğince koyun olmaya özen gösteriyorlar, okulun akşam eğlencesi ya da yemek saati maskarası olmamak için. Bir minyatür "üst sınıf - alt sınıf" mücadelesi esasında, basbayağı sınıf kavgası, soyluluğu cüzdan kalınlığıyla doğru orantılı üst tabaka ve onun maskarası olmaya niyeti olmayan bir kaç "çapulcu"dan oluşan alt tabaka. Söz konusu gözden uzakta bir okul olunca oynanan entrikalar da pek masum olmuyor tabi, hele Erik'in de itaat etmeye niyeti olmadığını da hesaba katarsak. Devrecilikten kişisel itibara dönmeye başlayan çekişme sonunda bir kurban verilmesi gerekecekse bunun pek soylu kişilerden seçileceğini beklemek tam anlamıyla saflık olacağından kuşkunuz olmasın. Nihayetinde kesilen bilet hem okul hayatını, hem annesine verdiği sözleri hem de bir düşü (filmi izleyip görün) dalından koparıp çok uzaklara götürmek üzeredir.

Jan Guillou' nun romanından devşirilen müthiş derinlikli senaryosu, karakterlerin çok başarılı bir şekilde hayat bulması, son derece güzel oyunculuk performansları ile ,normal sayılabilecek temposuna karşın,  İsveç adına 2004 Oscar ödüllerinde yabancı dilde en iyi film kategorisinde Oscar için yarışmış, bu bilgiyi de aktaralım. Saf bir şeytandan düzenle savaşmak için avukatlığı seçmeye uzanan son derece başarılı filmi tez zamanda izlemenizi dilerim. İyi seyirler.

Filmin Adı : Ondskan / Evil / Şeytana Karşı
Yapım Yılı : 2003
Yönetmen   : Mikael Hafström
Oyuncular   : Andreas Wilson, Henrik Lundström, Linda Zilliacus, Gustaf Skarsgard,
imdb Puanı : 7,9 / 10 (13.446 oylama)


25 Şubat 2011 Cuma

Şairane Bir İntikam Öyküsü.. Chinjeolhan Geumjassi/ Sympathy for Lady Vengeance




"Oldboy" dendiğinde pek çok insan gibi zaman durur benim için de. Önce o müthiş sonla yaşanan şok, sonra stil sahibi sahneler gelir aklıma. Bir de Chan-Wook Park üçlemesi tabi ki. Zira Oldboy, Park' ın 2002  yılında ilk filmini çektiği "Vengeance/ İntikam" üçlemesinin ikinci, en beğenilen ve en popüler filmidir kuşkusuz. Üçlemenin Oldboy'a en yakın duran ayağı ise "Chinjeolhan Geumjassi/ Sympathy for Lady Vengeance".

Baştan sona İngilizce adına yakışırcasına bayan zerafeti ve inceliğinde aktarılan ve kusursuz bir dantel gibi sabırla örülen bir hikaye Geum-ja Lee'nin başından geçenler. 19 yaşındayken yanında yaşadığı öğretmen Baek' in işlediği çocuk cinayetinin zanlısı olarak yakalanıp suçu -mecburen- üstüne alarak kendi çocuğundan ayrı kalmasının ardından 13,5 sene sonra serbest bırakılmasıyla başlıyor her şey. Hapishanedeki çağırılma şeklinin tersi yaşanıyor aslında, önceleri "melek" olarak anılmasından "cadı" adını hak edişine ters istikamette gelişiyor öykü. Hapisten çıktığında üzerine sinen "cadı"lığından arınma arzusu, yüzüne her bakanın saöylediği gibi ruhundaki meleğe dönme çabası damarlarında gezinen şey, bunun intikamı belki de. 

Bu intikam planının her adımında sahip oldukları ise geçen 13 yılda biriktirilen arkadaşlar, izini sürdüğü kızı ve insanı ürperten soğukkanlılığı. Baek' e ulşana kadar geçmiş 13 yılın da bir özeti aktarılmadan olmaz tabi. Zaman zaman hikayedeki boşlukları dolduran "geri dönüşler" ile yan karakterlerin plana nasıl dahil oldukları da cevaba kavuşuyor. Finale adım adım giderken alınacak intikamın kişisel olmaktan çıkarılması ise çok daha anlamlı kılıyor bu planı.

Jeneriği akıp giderken ısrarla izlemeye devam ettiğim pek az film vardır doğrusu. Chinjeolhan Geumjassi'nin etkileyici bir başka yönü jenerik bitene kadar izlememi sağladı filmi; son derece etkileyici müzikleri. Uzakdoğu filmlerinin en başarılı unsuru hikayeye eşlik ederek onu adeta tamamlayan, onunla bütünleşen müziklerdir. Bu filmde de müzikler hikayeyi bir üst noktaya taşırken siz de mest oluyorsunuz. Filmin soundtrack albümünü edinmek de farz oluyor haliyle.

Baştan sona ince, zarif bir intikam hikayesi izlerken Geum-ja'nın  kimi zaman masumiyeti ve günahları ve aklınızı kurcalayan bir soru arasında kararsız kalıyorsunuz:  Böylesine incelikli bir intikam, bazı günahları affettirir mi?

İyi seyirler dilerim.

Filmin Adı : Chinjeolhan Geumjassi/ Sympathy for Lady Vengeance/ İntikam Meleği
Yapım Yılı: 2005
Yönetmen  : Chan-Wook Park
Oyuncular  : Yeung-ae Lee, Min-sik Choi, Il-woo Nam, Yea-young Kwon.
 imdb Puanı: 7,7 / 10 (20.702 oylama)





*Meraklısına Yönetmen Chan-wook Park' ın beğenilen filmleri :
-İntikam Üçlemesi : Sympathy For Mr Vengeance (2002- 7,8), Oldboy (2003-8,4), Sympathy For Lady Vengeance (2005- 7,7)
-Bakjwi (2009- 7,2)
- I'm a cyborg but that's ok (saibogujiman kwenchana-2006 - 7,1)
-Gongdond Gyeongbi Guyeok JSA (2000 - 7,8)








23 Şubat 2011 Çarşamba

Kapana Kısılıp Kalmışlık Hissi..İliklerinize Kadar.. "Buried"/ Toprak Altında.

Senaryo.. Filmin kendine bağlayıcı ve izlenilir kılmasını sağlayan temel etken. Ne karakterlerin milyon dolarlık oyuncular olması tek başına bir anlam ifade eder (bkz: Righteous Kills, The Tourist), ne de sadece fikrin ilginç olması (bkz: Haute Tension) . İyi bir senaryo ile The Tape (kaset) ve son zamanlardaki popüler hayatta kalma hikayesi 127 Hours (127 saat) gibi az karakter ve tek mekan da gayet güzel ve sürükleyivi bir film ortaya çıkarabilir. Buried (toprak altında) filmi de bu iki başarılı örnek gibi 95 dakika boyunca sizi içten içe gererken ana karakterin çaresizliğine de ortak ediyor.

Irak'a malzeme götüren bir şirketin kamyon şoförü olan Paul Conroy gözlerini açtığında kendini bir tabutun içinde, gömülmüş vaziyette bulur. Tüm sahip oldukları ise bir cep telefonu, çakmak çakı, el feneri, glow stick (kırıldığında ışık yayan çubuk) ve kalemdir. Telefonla kendisine ulaşan ses ise 3 saat içerisinde 5 milyon dolar bulmasını ister. Aksi takdirde kendisi toprak altında ölecek, ailesi ise savunmasız bir hedef olacaktır. Tüm film boyunca Paul'ün tabutunu gözlemek yerine adeta aynı durumda kısılıp kalmış gibi hissediyorsunuz. Yer yer kızmıyor da değilsiniz, "neden orayı aradın" "neden böyle davrandın" diye kendi kendinize söylenmeniz tükenen oksijen, zaman ve batarya sizin de aleyhinize işliyormuş gibi hissetmenizden başka bir şey değil. Bir yandan da sürekli o bildik "imajını kurtarmaya bakan süper güç hükümeti" kurgusuna güvenip güvenmemek ile teröristin talepleri ve akıl vermeleri arasında ikilemde kalıyor Paul. Tabi çalıştığı şirketin de ufak düzenbazlığı durumunu daha da zorlaştırıyor. 1 buçuk saati biraz aşan süre boyunca nefessizlik ve hayatınızı etkileyen insanoğlunun vardığı kokuşmuşluk gerginliğinizi artırırken tabutun içindeki Paul gibi  sinirden tepinebilmeyi istiyorsunuz.

Filmde görünen toplam 2 karakter var, birisi karakterimiz Paul (Ray Reynolds) ve kısa bir görüntüsüne tanık olduğunuz Pamela (Ivana Mino). Bunlar dışındaki diğer karakterler ise sadece telefon konuşmalarıyla filme katkıda bulunuyor. Atmosfer ise karanlık ve dar olmasını avantaja çevirip tabutun her santimini sonuna kadar kullanıyor. Filmin son birkaç dakikası ise gerilimin tırmandığı ve heyecanın arttığı sahneler. Senaryonun ayrıntısından da güzel bir şekilde faydalanarak nihayete ulaşıyor.

Kapalı mekanda geçen The Tape (Kaset) ve özellikle 127 Hours'a yakın bulduğum film zamanlaması ile Oscar'da 7 adaylık almış 127 Hours örneği dururken bir kaç adaylık alamaz mıydı diye düşündürmedi değil açıkçası. En iyi erkek oyuncu kategorisinde belki son uygulama olan 5 aday sınırlamasına takılmış olabilir Ryan Reynolds'un oldukça iyi performansı. Yine de teknik adaylıklar dahi olsa bir-iki kategoride görmek sevindirici olurdu bu başarılı filmi.

Zaman ve mekan probleminiz yokken tez vakitte izlemenizi dilerim. İyi seyirler.

Filmin Adı : Buried/ Toprak altında
Yapım Yılı : 2010
Yönetmen   : Rodrigo Cortes
Oyuncular  : Ryan Reynolds, Ivana Mino, Robert Paterson (Dan Brenner-ses), Jose Luis Garcia Perez (Jabir- ses), Stephen Tobolowsky (Alan Davenport-ses)
imdb Puanı : 7,3 (23,469 oylama)






19 Şubat 2011 Cumartesi

Dram içinde Dram?Hem de "Gerilim" soslu Dram..El Espinazo del Diablo/ Şeytanın Belkemiği

1939 senesi..Franco'nun diktatörlüğü ile hafızalara kazınmış nasyonalist-sosyalist çatışmasının oluşturduğu geri planda, çatışmalardan uzak ve güvende bir köşede bulunan bir "kızıllar yetimhanesi". Hatta müdiresinin deyimiyle hiç hoş karşılanmayacak "kızılların çocuklarına bakan kızıllar" yeri. 4 yetişkin ve savaşta yer alan ebeveynlerin "emanet" ettiği çocuklar. Bir bacağını ve çok daha fazlasını bu uğurda kaybetmiş Carmen, Carmen'e aşık Arjantinli "doktor" Caceres, genç ve güzel eğitmen Conchita ve 15 yılını burada geçirip nefretle dolsa da yine kürkçü dükkanına dönmüş olan Jacinto. Babasının bir arkadaşına, arkadaşının da bu yetimhaneye bıraktığı küçük Carlos, Carlos' un gelmesinden rahatsız olan yaşça biraz daha büyük Jaime ve diğer çocuklar..

İlk yarım saatte bize çocukların o naif ve büyümeye meyilli dünyaları izletilirken bu saf dünyalara leke bulaştıran her zamanki gibi yetişkinler oluyor. 4 yetişkinin sırları ve ilişkileri adım adım atmosferi gererken Carlos' un şahit olduğu hayalet ise gerilimi somutlaştırıyor. Burada gerilim kelimesini netleştirmek isterim ki beklentiniz farklı yönde olmasın. Gerilimi sizi koltuktan sıçratma denemeleri yapmak yerine hikayeye yedirerek yetimhanedeki atmosfere ortak olmanızı sağlayarak germeyi tercih ediyor del Toro, ki bunda başarılı olduğunu söylemekte yarar var. Hikayenin bağlanacağı noktayı tahmin etmek sıkı izleyiciler için zor olmasa gerek, fakat bu açığını da (ki gerçekten bir açıksa) hikayeye dramı da ekleyerek (ki film gerilimden çok dram havası estiriyor) kapatmayı başarıyor film.

Del Toro demişken bir parantez açalım. Bu ismin yönetmenliğinde çekilmiş El laberinto del Fauna/ Pan'ın Labirenti 2006) filmini izleyenler bu film ile yapımcı olarak yer aldığı El Orfanato/ Yetimhane'nin (2007) bir karışımını görmek mümkün bu filmde. Fakat bahsettiğimiz filmin diğer iki filmden önce (2001) çekilmiş olduğunu ve dolayısıyla iki filmin karışımı yerine bir filmin ayrışmasını kastettiğimi ekleyeyim. Pan'ın labirenti arka planda yer alan tarihsel dönem açısından, Yetimhane ise mekan ve filmin genel atmosferi açısından bu filmden izleri taşıyor demek yanlış olmaz.

Dram yönü ağır basan hikayelerden ve gerçekliğini aktaran karakterler barındıran filmlerden hoşlananlar için İspanyol sineması bolca takdir gören Avrupa durağıdır. Bu filmde değişik türlerden yerinde ve dozunda beslenerek 1 saat 46 dakika gibi bir sürede başarıyla işin üstesinden geliyor del Toro. Hoş bir filmle biraz gerilip biraz içinizin burkulmasına şahit olmanız için ideal bir film. İyi seyirler dilerim..

Filmin Adı : El Espinazo del Diablo/ The Devil's Backbone/ Şeytanın Belkemiği
Yapım Yılı : 2001
Yönetmen   : Guillerme del Toro
Oyuncular   : Marisa Paredes, Eduardo Noriega, Frederico Luppi, Irene Visado, Fernando Tielve.
imdb Puanı : 7,6 (17.920 oylama sonucu)






17 Şubat 2011 Perşembe

Hayatta sıkışıp kalmak.. Çoğunluk / Majority..

Venedik'ten Hindistan'a geniş bir yelpazede, özellikle ülkemizdeki festivallerde sayısız ödül kazanan Çoğunluk filmini epeydir merak ediyordum. Gerek konusunu okuduğumda ve filmin fragmanını izlediğimde oluşan merak, gerekse çoğu yerde karşılaştığım olumlu izlenimler bu merakı giderek artırdı ve sonunda filmi edinip izlemeyi başardım.

Film, artık askerlik çağına gelmiş Mertkan' ın etrafında şekilleniyor. Açık öğretim öğrencisi, babasının şirketinde getir-götür işlerine bakan Mertkan, İstanbul' un "avantajlı" kesiminde yer alan ailesi ile donuk bir hayat yaşamakta iken bir kafeden tanıdığı Gül ile arkadaşlık kurmaya başlıyor, tabi bu arkadaşlık daha sonra ilişkiye doğru sürükleniyor. Bu sırada elinde büyük bir güç (para) bulunan babası ise Mertkan'dan memnun olmak şöyle dursun, her hareketinde rahatsızlık duyacak bir nokta buluyor, hatta Mertkan'ı da rahatsız etmekten geri kalmıyor.Ailede belki de en mutsuz kişi olan anne ise yıllarını "saçını süpürge etmek"le ve buna karşılık kocasından ve oğlundan sevgi ve -belki daha da önemlisi- saygı görememiş olmaktan çökmüş durumda bulunan depresif bir kadın görüntüsü çiziyor. Tabi her karakterle ilgili derin sosyolojik çıkarımlarda bulunmak fazlasıyla mümkün fakat bunları olabildiğince kısa aktarmak daha faydalı olabilir. Gencimiz "adam olmasını" isteyen babası, yılları boşa geçirmiş annesi, orta katmana tutunmuş günümüz genci (!) arkadaşları ve doğulu olması nedeniyle ne gencimizin babası ne de arkadaşları tarafından hoş karşılanmayan kız arkadaşı ve her karakterin beraberinde senaryoya eklediği sorunları ile kapkara bir tabloya hapsolmuştur.

Film bu kara öyküde bir çıkış macerası anlatmaktan çok bu sıkışmışlığı enine boyuna anlatarak bir kesit sunmayı, bu yönüyle daha da gerçekçi olmayı başarabiliyor. Filmde gördüğünüz taksiciden inşaattaki işçiye kadar her karakter gerçek hayatta karşılığını bulabileceğiniz yüzlerce, binlerce kişiden biri. Mertkan ve ailesi ise sizin olmasa da çevrenizde duyduğunuz, varlığından haberdar olduğunuz pek çok sorunlu aileden birisi. Gül' ü ise anlatmaya gerek yok sanırım. Hayatı boyunca para sahibi olanların eğlencesi olacak,  milliyetçiliğin hışmına uğramaya mahkum bir genç kız.

Bunca sözden sonra filmle ilgili sorulması gereken temel soru  şu olmalı : Bolca gerçek karakter ve başı-sonu olmayan bir hikayeyi çok başarılı bir aktarım, sizin film zevkinize uyuyor mu? Eğer bu noktaya rağmen çok gerçek ve her detayında bir çıkarımda bulunabileceğiniz bir film arıyorsanız, Çoğunluk'u izlemeyi kaçırmayın. İyi seyirler..

Filmin Adı : Çoğunluk / The Majority
Yönetmen   : Seren Yüce
Oyuncular   : Bartu Küçükçağlayan, Esme Madra, Settar Tanrıöğen, Nihal Koldaş, Erkan Can
imdb Puanı  : 7,5 /10 (330 oylama sonucu)

11 Şubat 2011 Cuma

Bir yaşam kaç dram taşıyabilir? El Hijo De La Novia/ Gelinin Oğlu..

Daha önce Nueve Reinas/ Dokuz Kraliçe'den bahsettiğim şu yazıda ayrı bir yer ayırmıştım Ricardo Darin'e. Geçen senenin tartışmasız en iyilerinden El Secreto De Sus Ojos'la tanımış ve oldukça beğenmiştim. Ardından kısa bir aramayla Nueve Reinas, El Aura ve El Hijo De La Novia'yı not etmiş, bir şekilde izlemenin fırsatını kollamıştım. Önce Nueve Reinas, sonra El Aura ve nihayet son filmi de izlemiş bulundum, ve söylemem gerekir ki Darin favorilerim arasında sağlam bir yerde artık.


El Hijo De La Novia, yani "Gelinin Oğlu" 2001 yapımı bir Juan Jose Campanella filmi, yani pek sık tekrar ettiğim El Secreto De Sus Ojos'un da yönetmeni. Film sonraki yıl (2002) Arjantin'in yabancı dilde en iyi film Oscar ödülü kategorisinde temsilcisi olmuş ve Amelie'ye kaybedenler safında eşlik etmişti. Filmin Oscar adaylığı dahil ulusal ve uluslararası organizasyonlarda 39 adaylıktan 29 ödül çıkardığını da belirtelim.



40'li yaşların başındaki Rafael, aile mirası restoranlarını işletmenin kendine has sorunlarıyla uğraşırken  genç kız arkadaşı Naty'nin sorunlarına, boşandığı evliliğinden kızı Victoria'nın büyümesine seyirci kalmakta, "tüm gün çalıştığı için" onlarla ilgilenememektedir. Fakat hepsinden önemlisi artık alzheimer hastalığına teslim olan annesini, gençken sorunlar yaşadığı annesini, annesine delice aşık babası Nino'nun ısrarlarına dayanamaması dışında, görmemekte direnmektedir. Tüm bunların eşliğinde ve tatsız bir boşanmanın neticesinde ne aşka inancı kalmıştır, ne de hayatta en büyük başarısı olarak gördüğü -batmaktan kurtardığı- restoranını annesinin yüzüne vurma şansı. Fakat bir süre sonra tüm bu sorunlar Rafael'in kalbinde buluşur ve Rafael hayatıyla ilgili sorular sormaya başlar. Üstüne 20 yıldır görmediği arkadaşı Juan Carlos da eklenince ortaya 120 dakika boyunca bir sahnede gülerken hemen sonraki sahnede gözünüzün dolduğu, ve bunu sürekli olarak tekrarlayan enfes bir film ortaya çıkar. Nedensiz yere sırıtırken bir anda mendili ararken bulabilirsiniz kendinizi. Dram denen şey Güney Amerika' ya uğradığında ortaya çok güzel filmler çıkıyor şüphesiz. Hem de latin diyarların bize yakın gelen sıcaklığı da bambaşka doğrusu.

İnsanlar ısrarla ararken köşede kalmış bir "ben olmadan önceki ben" duruşlu film El Hijo De La Novia. Kimisi Rafael gibi sorunlara batmış durumda, kimisi baba Nino gibi 44 yıldır -hala- aşık durumda, kimisi ise ansızın çıkıp gelen Juan Carlos gibi hayatı "tıkırında" yaşıyor hayatta. İşte bu film hepsinin karışımı, bol dram, bol gülümseme, tarifsiz aşk. Her karakterin gülümseten diyaloglarının altında inanılmaz dramlar yatmakta. Her karakterin kendine ait sorunları seyirci de -adeta tanıdık bir tadı anımsamak gibi- hissediyor, ve filmin keyfi de bir kaç kat artıyor.

Meraklı olanlar elbet bulup izleyecektir,izleyenler arasında da yayılacaktır, umarım pek çok kişi izler ve bu tattan mahrum kalmaz. İyi seyirler dilerim.

Filmin Adı : El Hijo De La Novia / Son of the Bride/ Gelinin Oğlu
Yapım Yılı: 2001
Yönetmen : Juan Jose Campanella
Oyuncular : Ricardo Darin, Hector Alterio, Norma Aleandro, Eduardo Blanco, Natalia Verbeke
imdb Puanı : 7,8/ 10 (4.995 oylama sonucu)

7 Şubat 2011 Pazartesi

Yalnızlık Paylaşılmaz (mı?).. The Station Agent / Hayatın İçinden .

"Yalnızlık paylaşılmaz; paylaşılsa yalnızlık olmaz"..  Özdemir Asaf'ın ünlü şiirinin son mısralarıdır, belki şiirden daha meşhur mısralardır. Station Agent filmi de aynen bu şiirin ilk mısraları gibi başlıyor aslında. Kulak verelim Asaf'a : "Yalnızlık yaşamda bir an, hep yeniden başlayan, dışından anlaşılmaz" ... Minik yetişkinimiz Fin de dış dünyaya, yersiz ve alaycı tepkilere ördüğü duvarlar arasında,kendi kabuğunda yaşarken bir anda çıkagelen yalnızlık ve yepyeni bir yaşam ile yüzyüze kalıyor. Değişen hayata ve yeni bir kasabaya rağmen yanına aldığı bavullarda taşıdığı duvarları, bu yeni yerde de tek güvencesi oluyor. Ya da en azından öyle olmasını umuyor. Tabi bu yeni kasabada kabuğunda yaşayan sadece kendisi değildir. Yeni -ve zorunlu- komşusu Joe ve ısrarlı kazalar yoluyla tanıştığı Olivia da kendi kabuklarına çekilmiş ve sorunları ile boğuşan diğer ana karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Garip bir şekilde bu 3 insanın hayatı kesişmiş, artık her biri kendisi için "aşılması gereken" durumlarla yüzyüze gelmişlerdir.


In Bruges filminden bahsederken filmde yer alan cüce muhabbetinden bahsetmedim, filmle ilgili hoş bir detay olduğundan belki de. Fakat ne garip tesadüftür ki bir sonraki yazı başrolünde küçük bir yetişkin yer alıyor; Peter Dinklage. Hem de oldukça iyi bir performansla takdir kazanıyor. Hikayedeki diğer iki ana karakterde rol alan Bobby Connovale ve Patricia Clarkson ise iyi yardımcı oyuncu performanslarının bir filmi ne denli öne çıkarabileceğine örnek performanslar sergiliyorlar. Özellikle Patricia Clarkson, son derece hüzünlü bir hikayesi olan Olivia karakterinde göz dolduruyor.


Bu denli övgüden sonra filmin gürültü koparmamış iyi filmler tarafında yer almasının nedeni hakkında iki çift söz etmek gerekir sanırım ; Bağımsız yapımlar diye tabir ettiğimiz düşük bütçeli sağlam yapımlar. Bol efektli, milyon dolar bütçeli yapımlar ne kadar insanın hayal dünyasına hitap ediyorsa da, esas gönlünü çalan filmler büyük bir oranla düşük bütçeli, fakat abartısız "gerçekçi" oyunculuklar içeren bu tarz yapımlar oluyor.Hollywood eksenine yerleşmiş Amerikan sinemasının yüz akı desek de abartmış olmayız sanırım.

Yalnızlıktan dem  vuranlar, Asaf' ın dizeleriyle halini anlatanlar. Siz de izleyip karar verin bakalım ; Yalnızlık paylaşılır mı?

İyi seyirler dilerim.

Filmin Adı   :  The Station Agent /Hayatın İçinden
Yapım Yılı  :  2003
Yönetmen  :   Thomas McCarthy
Oyuncular  :   Peter Dinklage, Bobby Connovale, Patricia Clarkson
imdb Puanı :  7,9 ( 22.866 oylama sonucu)